Üniversite Bize Ne Sunar?

Türkiye’de lise yıllarındaki pek çok öğrenci için üniversite, derslere istendiği zaman girip istendiği zaman çıkılan bir yerden öteye gitmez. Disiplin ve otoritenin iliklere kadar hissedildiği bir ortamda üniversite, öğrencinin özgürlük algısını karşılayan bir serbestlikle eşanlamlıdır. Hiç kuşkusuz bu yaşlardaki gençlerden üniversiteye yükledikleri anlam ve misyonu derinleştirmelerini beklemek yersizdir. Ancak bu beklentiler üniversitenin yeri konusunda bize emsalsiz açılımlar sunar.

Üniversiteye hazırlanan öğrenciler, mevcut bilgi dünyalarına karşı henüz mesafeli sayılamazlar. Kendilerine yüklenen bilgilere duydukları sadakat, bilişsel dünyalarında gerçekleşebilecek olası bir kargaşayı kapatacak düzeyde baskın sayılabilecek kimi özellikler taşır. Hem eğitim sistemi hem de gündelik yaşam örüntüleri bu ortamın iyice pekiştirilmesini sağlar. Bilgiyle kurulan bağ çoğu zaman bir ritüel gibi işlem görür. Edinilen bilgiye duyulan inanç, zamanla sıkı bir imana dönüşür. Doğrusunu söylemek gerekirse halihazırdaki üniversitelerimizde öğrencilerin bu bilgilerini gözden geçirmeleri, onlarla yüzleşmeleri, daha derin ve sağlıklı bilgi kategorileriyle karşılaşmaları için vakit her zaman erkendir. Bu nedenle başta eğitim sistemimiz olmak üzere gündelik yaşam stillerinin harekete geçirdiği herhangi bir uyanıklık ya da teyakkuz halinden söz etmek de gereksizdir. Öyle olunca da üniversite, olsa olsa fantastik ilgilerin prestijli mekânları olarak tahayyül edilebilir. Böylece sıklıkla kısıtlamalara maruz kalan gündelik yaşam alanlarında bunalan gençler için üniversiteler belki rahat nefes alınabilecek yerlerdir. Zaten bu çerçevede üniversitelerden umulan da, istendiği gibi giyinmek, istendiği gibi takılmak ve istendiği gibi koşuşturmaktan ibarettir… Öte yandan özgürlük kavramının belli bir zihin açıklığına sahip olmaksızın hiçbir anlam ifade etmediği de malumdur. Her alandaki özgürleşme taleplerinin sonuçta başkalarının aynı minvaldeki talepleriyle çatışmaya sürüklenmesi beklenen bir durumdur. Yine de bütün bu ilgilerle biçimlenen üniversite yaşamının ardından bir iş edinmek herkesi tatmin etmeye yetmektedir.

Öte yandan gençlerin dünyasında serapa özgürlük olarak algılanan üniversite, tipik vatandaş evreninde de bir başıbozukluk olarak görülür. Onlara göre disipline edilmiş, esastan bir düzene sokulmuş gençler, üniversitelerde bir şekilde kontrolden çıkmakta, toplumun geleceği hususundaki umutlar boşa çıkmakta, tedirginlikler huzur iklimini yerle bir etmektedir. Bugün toplumun farklı katmanlarında üniversite kavramı etrafında netleşen düşünceler kıyasıya özgürlük ya da sıkı bir disiplin arzusuyla sınırlı tutulmaktadır. Devlet ve üniversiteler de toplumsal beklentileri sık sık tartışmaya açıp, onların imkân ve seçeneklerini çoğaltacak yerde, meşruiyetini bu sınırlı tanımlamalardan alan eskimiş bir düzenekle yetinmeyi tercih etmektedir. Bu kavrayış, geçmişte üniversitelerin bütün bir toplumu gerilime sürükleyen çatışmalara ev sahipliği yapmasından da kaynaklanıyor. Sınır tanımaz çatışmalar ve provokasyonlara açık bir zihin karışıklığıyla malul öğrenci hareketleri hafızalarda tazeliğini korumaya devam ediyor.

Üniversite nedir? Üniversiteden ne bekliyoruz? Dahası üniversite bize neler verebilir? Hemen her bölgede birden çok üniversiteye sahibiz ve bu yoğunluktaki bir gelişmenin son tahlilde toplumu nerden nereye taşıyacağını kestirmek şimdiden mümkün değil. Belki de artık bundan böyle herkes bir şekilde üniversitede okuyabilecek, bu yöndeki olanaklar şartlar zorlanarak artırılacak ve toplum, kademeli bir şekilde üniversite eğitiminden geçirilebilecek. Peki, bütün bunlarla ne değişecektir? Aslında devlet ve siyaset erkinin, hemen herkesi bir şekilde üniversiteli yapma fikriyatının altında yatan gerekçe, üniversitenin daha başından beri bizde, daha çok bir iş edinme ve meslek sahibi olma konusunda esaslı bir eşik sayılmasıyla ilgilidir. Bütün bunlara rağmen acaba toplum, üniversite kavramıyla ve onun içerdikleriyle gerçek bir buluşmayı gerçekleştirmeye hazır mıdır?

Aslında üniversite kavramının devlet, toplum ve akademi çevrelerinde hiç de ortak olmayan içeriğini dürüstçe tartışmak gerekir. Öteden beri devlet, üniversiteyi tanımlanmış bir modernleşmenin kurucu öğeleri arasında saymakta ve modernleşmeyi söz konusu bileşenler aracılığıyla takviye ettiğini düşünmektedir. Toplumun genel geçer arzusu ise daha başından beri pragmatik ilgilerle sınırlıdır. Bu bağlamda asıl tartışmalı durum, bizzat bilim çevrelerinin üniversiteye yükledikleri misyonda gözlenmektedir. Genelleme tuzağına düşmeksizin vurgulamak gerekirse, bugün üniversitelerde ne tür konulara ilgi duyulması gerektiği, hangi referansların muteber olduğu, düşünmenin ne gibi ameliyelere tabi olduğu, ne tür aktivitelerin desteklenip ne tür tartışmaların himaye göreceği gibi pek çok standart, bürokratik düzeyde detaylandırılmış bir prosedür eşliğinde varlığını sürdürmektedir. Son tahlilde üniversiteyi, çizgi dışı, uçuk ve her türden akademik tecrübeyi takdir edilmesi gereken bir faaliyet alanı olmaktan çıkarıp sonuçta onu bir karantina merkezine dönüştüren bir muhayyilenin gerçekte topluma ne gibi bir rehberlik sunabileceği konusunda heyecan verici bir tasavvura geçit bulunamamaktadır.

Oysa üniversite kavramının bugün dünya ölçeğinde eriştiği anlam, yüzyıllar içinde çeşitlenen yerel ve evrensel düzeydeki bilgi kanallarına her zaman bütün kapıları açık tutma iradesiyle bütünleşmiştir. Bilimsel çalışmaları özendirip desteklemesiyle ünlenen saygın üniversiteler, mevcut bilgilerin sınanıp doğrulanmasıyla yetinmeksizin farklı bilgi yollarının araştırılıp bulunmasında da önemli adımlar atmayı teşvik etmişlerdir. Her yeni bilgi kadim bilgi dünyasıyla buluşmayı ve paradoksal bir şekilde de onunla hesaplaşmayı gerektirir. Bu karşılaşma üniversitenin tek tek her birimiyle içselleştirmesi gereken hakikate erişme arzusuyla ancak gerçekleşebilir. Bilgiye tutkun ve hevesli olmak yetmez, yanı sıra bu bilgilerin kamuoyunun popüler ilgileriyle de buluşması gerekir. Geçmişte “ortaçağ zihniyeti” olarak kavramsallaştırılan bir anlam dünyasının bugün nefretle hatırlanan belli başlı özelliklerinin başında bilgiye dogmatik bir değer atfetmek geliyordu. Dogma üzerine inşa edilen bir yaşam alanında dogmatik karakter eleştiri, sorgulama ve tartışmanın sonuçta kendi huzurunu kaçıracağından her zaman endişe duyar ve yapılanmasını hegemonik unsurlarla takviye eder. Onun bilime ihtiyaç duymasının asıl nedeni, kendi otoritesini korumaya ve kollamaya yönelik bir kaygıdır.

Üniversiteler bize hazır bulduğumuz fiili gerçekliği derinlemesine kavrama ve gerektiğinde bu gerçekliği aşma gücünü kazandırır. Bu güç bize, alışılagelmiş bir retorik ya da kabul edilegelmiş bir bilgi envanteri yerine, süreklilik kazanmış bir tecessüs, atağa geçen bir merak, ilgi ve arayış iklimi sunar. Bu ortam, evreni ve içinde olup biteni keşfetme, onu daha yakından tanıma ve algılama konusunda bize pek çok açıdan yeni pencereler açan heyecanlı bir süreç başlatır.

Üniversite, yerelin sınırlarını daraltmak yerine bu sınırları genişletmeyi amaçlar. Dünyanın bilgisiyle buluşmak önemlidir ancak her buluşma bir ifrazatın da habercisidir. Yeni şeyler öğrenmek, yeni bilme ve düşünme kalıplarına alışmak hiçte kolay değildir. Bu karşılaşmaların yaratacağı travmalar, öğrenmenin belki de en trajik sonuçları arasında yer almaktadır. Paradigmalar tükenmeye yüz tuttuğu zaman bedeli ne olursa olsun mutlaka değiştirilmelidir. Toplumun akıl ve ruh sağlığı için gerekli olan bu dönüşümün mümkün adresi ise açık zihinli üniversitelerdir. Bununla birlikte göze alınması gereken bu değişimin, toplumun kültürel ve bilişsel kodlarını çözüp parçalamasına karşı önlemler alacak olan da yine üniversiteler olacaktır. Aslında üniversiteler yeni bilgi ve düşün haritalarına sınırsız erişim sağlamakla yükümlüdürler, ancak bütün bunları gerçekleştirirken de toplumun kök referanslarını sürekli bir dikkatle kollamak zorundadırlar. Değişimin devamlılık kazandığı süreçte, bilgiyi kademeli olarak toplumla buluşturacak asıl strateji, üniversite sisteminin amaçları arasında yer alacaktır. Yeni konseptler, bir uyum ve denge arayışını da zorunlu kılacaktır.

Üniversitelerimiz için yeni bir misyon tanımlaması yapmak başta akademisyenler olmak üzere entelektüel ve aydınlarımız için de en temel ödevler arasında yer almalıdır. Kendi gerçekliğimizi güçlendirmiş olarak dünyaya dahil olmak böylelikle ancak üniversitelerimiz sayesinde gerçekleşebilecektir.

   
Başlıklar: