TÜRK MODERNLEŞMESİNDE DİNSEL BİR DENEYİM

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (*)

Diyanet İşleri Başkanlığı, Türk modernleşmesinin en özgül kurumları arasında yer alır. Bugün, dinin denetiminden, dine müdahaleye kadar pek çok konuda, Diyanet’in kurumsal varlığı sorgulanmaktadır. Oysa Diyanet, gerçekte Türkiye Cumhuriyeti’nin modern din anlayışına açtığı alanı ve yolu yansıtmaktadır. Bu bağlamda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurumsal tarihi Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihiyle yaşıt olması açısından da oldukça dikkat çekicidir. Söz konusu tarihsel ortaklığın dayandığı düşünsel temeller yeterince ele alınıp tartışılmadan Türkiye’nin yeni ve modern vizyonu anlaşılamaz.

“İslam dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak, ibadet yerlerini yönetmekle görevli” olan Diyanet İşleri Başkanlığı kanunla kendisine verilen bu yükümlülüğü yerine getirmek durumundadır. Kurumun tarihi, söz konusu sorumluluk alanlarında gerçekleştirilen bir vazife tarihi olarak tanımlanabilir (Tarhanlı, 1993; Taş, 2002). Aslında kanunda belirtilen özellikleriyle Diyanet İşleri Başkanlığı, Osmanlı sistemindeki benzeri örgütlenmelerden farklılık arz eder. Osmanlı toplumsal modelinde din, siyasal ve kültürel hayatın merkezinde olmakla kalmamakta, aynı zamanda da o, din bürokrasisiyle yönetim erkinin yegâne meşruiyet aracı olmaktaydı. Dolayısıyla dinin gelenekteki verili anlamına odaklanmaksızın, Osmanlı sistemini çözümlemek de mümkün değildir.

Cumhuriyet yönetiminin din ve diyanet politikası, kendine özgü bir kurumsal örgütlenmenin varlığını zorunlu kılmıştır. Bu zorunluluk, Cumhuriyet’in 80 yılına yayılan bir kararlılıkla sürekli güncellenerek şekillenir. Nihayet Diyanet’in kurumsal meşruiyeti de, onu kendisiyle yaşıt kılan Cumhuriyet’in meşruiyet dinamikleriyle yan yana getirir (Seufert, 2004). Cumhuriyet’in tamamına yayılan uygulamalardan hareket edildiğinde, din konusu her zaman tartışmalı bir alan olarak görülmüş, Diyanet de bu bağlamdaki tartışmalar ekseninde gündeme ge(tiri)lmiştir. Hatta Cumhuriyet’e yöneltilen eleştirel yaklaşımlar bile esasta Diyanet’in konumunu tartışmayı önceleyen bir argümana aracılık ederler. Oysaki gerçekte Cumhuriyet ve Diyanet, Türk Demokrasisi açısından birbirilerinin meşruiyetini her zaman tamamlayan bir yapılanma modeli olarak özgüldür. Bu karşılıklılık ilkesi, Diyaneti Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasıyla ilişkilendirmeyi zorunlu kılar (Kara, 2000; Çakır, Bozan, 2005).

Diyanet İşleri Başkanlığı, Cumhuriyet’le birlikte ciddi bir rota tayini gerçekleştiren modern Türkiye’nin yeni koşullarda dini nasıl konumlandıracağı, toplumun dini yapısının nasıl biçimleneceği konusundaki resmi yaklaşımların bir bilançosunu üretir. Zaten Diyanet Kurumu da, Osmanlı dinsel bakiyesinin ürettiği miras üzerinde kendi kurumsal geleneğini oluşturmuştur (Mardin, 2003). Bugün 80. yılına ulaşan Cumhuriyet açısından Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye’nin özgün dini karakterini, dinsel çeşitliliğini hatta manevi zenginliğini biçimlendirmekte vazgeçilmez bir kurumsal statüyle temayüz etmiştir. Bu bağlamda Diyanet, Cumhuriyet’in toplumsal dinamizmini tamamlayıcı bir faktördür. Modernleşme sürecine gelenekli bir toplumun dâhil edilmesi beraberinde bir dizi gerilim ve çalkantının da kitleselleşmesine yol açmıştır. Değişimle gündeme gelen farklılaşmalar arasında din de esaslı bir şekilde konumunu yenilemek zorunda kalacaktır (Bardakoğlu, 2005).

Yeni dönemde dinin durumuna ilişkin tartışmalarla birlikte, laiklik ve sekülerleşme politikaları ülkenin temel problemleri arasında yer alır. Aslında Türk modernleşmesinde din ve onun laiklikle ya da sekülerlikle irtibatlı gerçekliği her zaman başat bir tartışma öğesi olarak gündeme gelmiştir. Gelenekten modernliğe savruluşa bağlı olarak toplumsal alanda oluşan modern farklılaşmalar, dinin gündelik gerçekliğine ilişkin klasik beklentileri de devre dışı bırakmıştır. Toplumsal alanda gerçekleşen devrim niteliğindeki reformlar, dinin geleneksel formlarını dönüştürme amacı gütmüştür. Ancak bütün bu olup bitenlerle birlikte, dinin ortadan kalkması ya da aşındırılması yine de söz konusu değildir (Subaşı, 2005).

Ancak kabul edilmelidir ki özgül koşulların ihtiyaç haline getirdiği yeni yorumlar, başka beklenti ve arzularla buluştukça bu kez dinde yenileşme ve reform beklentileri açığa çıkacaktır. Diyanet, bu tartışmaların keskinleştirdiği uç noktaları ve köktenci talepleri devre dışı bırakan bir reel dindarlığın mevzii olmakta ısrarlı olmuştur. Artık söz konusu olan, modernleşme iradesinin bir parçası olarak gündeme gelen dinsel dönüşümün gelenek içinde uygun bir açıklamasına ulaşmaktır. Yeni sorunlara yeni açılımlar, Diyanet’in belirlediği hassasiyetler içinde yapılacak, böylece kurum, dinin gündelik hayat içinde ortaya çıkan görünümlerine daha sahici bir şekil verecektir (Bardakoğlu, 2005).

Sancılı, karmaşık, zaman zaman da kaotik görüntülere sahne olan ancak ülkenin değişme stratejileri içinde her zaman dikkate alınan bir olgu olarak dikkat çeken dinin, kurumsal bir deneyim zenginliği içinde ele alınması zorunludur. Bu keyfiyet, din istismarından, dinin amacı dışında kullanılmasına kadar pek çok konuda bir sahiplik sorunu yaşa(t)maktadır (Aktay, 2000).

Bugün Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurumsal meşruiyetine ilişkin tartışmalar, gerçekte toplumdaki dini hayatın cevvaliyetine işaret eder (Çakır, Bozan, 2005; Toprak, Çarkoğlu, 2000). Türkiye, ekser çoğunluğu Müslüman olan bir toplumsal yapı özelliği taşır. Bu yoğunluk, demokrasinin ve modernleşmenin kazandırdığı yeni imkânlar içinde ciddi bir çeşitlilikle de taçlanmış durumdadır. Modernleşmeyle birlikte din konusu bir değer kaybı yaşamamış, aksine modernleşmenin yarattığı anlam kaybı, dinin modern bir açıklamasına olan ihtiyacı artırmıştır. Burada asıl sorun olası anlam kayıplarıyla baş edebilmek hatta buna yol açmamaktır. Ne var ki bu sürecin ortaya çıkardığı farklılaşmalar, bireysel ve toplumsal düzeyde yeni entelektüel sorunlara kaynaklık etmiştir. Bir başka açıdan ise güçlü bir anlam daralması, dine duyulan insani ihtiyaçları ve dolayısıyla yeni anlam arayışlarının önünü açmıştır. Tüm dünyada gözlemlenen ve çok kere dinin yeniden dönüşü şeklinde tasvir edilen bir değişim, Türkiye’de de din konusunda pek çok farklı eğilimin netleşmesine, tartışmaların çoğalmasına yol açmıştır (Seufert, 2004).

Diyanet’in Batılı kurumsal pratiklerin hatırlattığı anlamda bir kilise olmadığını bilmek gerekir. Görevi bir ortodoksi oluşturmak değildir. Esasen ne merkezi hükümet ne de bir din olarak İslam, bir ortodoksinin oluşturulması için gerekli desteği sunmaz. Diyanet’in temel misyonu, İslâm’ın genel geçer sınırlarının taciz edilmesini, çiğnenmesini önlemek, toplumu din konusunda doğru bilgilendirerek aydınlatmaktır. Nitekim İslâmi mezhep çeşitliliği Türkiye örneğinde her zaman zenginleştirici bir katılım öğesi olarak değerlendirilmektedir. Hanefi ve Şafii Müslümanların varlığı, Alevilerin periferik dinselliği, birlikte yaşayabilmenin ilginç örnekliklerini içinde barındırmaktadırlar. O halde Diyanet İşleri Başkanlığı, dinsel yaklaşımların ortak sınırlarını, dinsel yaşamın meşru limitlerini koruma ve geliştirme çabasında olmak zorundadır ( Krş. Bardakoğlu, 2005).

Bu nedenle de Diyanet İşleri Başkanlığı, laikliğin din-devlet ayrımı içindeki sosyal gerçekliğini toplumsal hayat içinde bir krize ve içinden çıkılmaz bir paradoksa dönüştürmeden anla(t)maya çalışır. Bu bağlamda Türkiye’deki dini hayatın diğer Müslüman ülkelerdeki dini hayatlardan açıkça ayrışması söz konusudur. Nitekim, Diyanetin, dini, devletin kuşatmasından çok himayesi altında tutan evreni, Türkiye Müslümanlarına, modern dünyayla ilişkilerindeki gerilimlerini en aza indiren bir bakış açısı kazandırmaktadır (Taş, 2002).

Türk toplumu modernleşme deneyimini dinden kopuk bir tarzda sürdürmemektedir. Denilebilir ki Türkiye Müslümanlığı için din, modernleşme süreci söz konusu olduğunda da ciddi bir referans kaynağıdır. Bilim, modernlik, yeni yaşam modelleri gibi toplumun mevcut yönelimleri içinde Diyanet İşleri Başkanlığı, dinsel bir argüman oluşturmada devletin tasarrufları söz konusu olduğunda ona ayak bağı olmaktan çok zihinsel ve ruhsal sağlığın gerekli öğelerini içinde barındıran işlevsel bir argüman setine sahip olma avantajına sahiptir (Subaşı, 2005).

Tam da bu nedenle Diyanet İşleri Başkanlığı Türk modernleşmesinde din, denge ve duyarlılığın asal kaynağı olarak işlevsel bir rol üstlenmiştir. Dünyada meydana gelen son gelişmeler, özellikle din konusunun küresel düzeyde tartışılmasına yol açan kimi açmazlara odaklanıldığında Türk modernleşmesi ve Diyanet İşleri teşkilatının organik bütünlüğünün ortaya çıkardığı “kazanımlar”ın bir kere daha dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir.


(*) İslâmiyat, Cilt: VIII, Sayı: 4 (Ekim-Aralık), ss. 79–82. -2006-

   
Başlıklar: