YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN POSTMODERNLİK
 
Postmodernlik başlangıçta sanat ve edebiyat alanındaki bilumum sıra dışı eğilimleri tanımlamak üzere kullanılmaya başlanmış, ardından da sosyolojide dikkat çekici bir alan açma girişimi olarak gündeme gelmişti. Günümüzde ise kavram, estetik ve kuramsal ağırlığından hızla uzaklaştırılarak politik gerilim noktalarının önemli birer parçası haline getirilmiştir.

Öyle ki artık postmodernlikte bir tür düşmanlık haritasına erişmek pekâlâ mümkündür ve yeni tanımlama biçimleri de postmodernlikte, birlik ve bütünlük taleplerine karşı oldukça tehlikeli sayılabilecek bir tür şer üreteci görme eğilimindeydiler. Öyle de oldu. Bu tanımlanmış özelliğiyle postmodernlik, hedefteki odak noktası olarak milli stratejik konseptin başat öğeleri arasına yerleşmekte gecikmedi. 28 Şubat'ı hazırlayan süreç ve gerçekleştirilen örtülü darbe daha baştan post modernlikle ilişkilendirildi (Subaşı, 2008). Hatta genel kamuoyu postmodernliği bu bağlam etrafında duydu ve öğrendi. Günümüzde ise postmodernlik, ulusal güvenliğimizi tehlikeye atan her türden sorunlu sayılabilecek kişi, grup ve düşüncelerin yuvalandığı referans kümesi olarak görülmekte ve varlığını, meşruiyet ve siyaset lehçesini genişletmek isteyen herkes postmodern söylemlere karşı çıkma gereği duymaktadır. O halde nedir postmodernlik ve bu kavramın etrafında temerküz eden sorunlar nasıl okunmalıdır?

Modernliğin sıkıntılarını aşma çabası...

ostmodernlik zamansal olarak modernlik sonrası durumları, düşünce, tasavvur ve eylem alanındaki farklılaşmaları ifade etmek üzere kullanılır. Postmodernizm, modernliğin bütün bir mirasını taşımakla birlikte, kendi varlığını modernlik eleştirisiyle özdeşleştiren yeni ve öz(n)el bir süreç olarak değerlendirilebilir. Modernliğin tekçi ve hegemonik bakış açısına karşılık postmodernlikte parçalanma ve çeşitlenme söz konusudur. Artık aklın yolu bir değildir; farklı hakikatler ve farklı gerçeklikler tam bir (ç)eşitlenme ve süreklilik içinde sık sık yer değiştirirler. İyimser bir bakış açısıyla postmodernizm, "modernliğin sıkıntıları"nı aşma çabası olarak okunabilir. Modernliğin özellikle Aydınlamacı bir retorikle sıkı sıkıya irtibatlandırılan özü, giderek total, özcü ve nihayet tek biçimci bir düstur arayışı içinde şekillenmiştir. Modernliğin kendi içindeki çelişkilerine dikkat çeken ve bu kumpastan çıkmayı öneren pek çok düşünürün dile getirdiği eleştirilerden hareketle postmodernizm, kendi varlığını modernliğe karşıt olarak konumlandırmakla yetinmeyen, bununla birlikte kendini onun yerine ikame etmeye çalışan sıra dışı bir düzenek olarak da görülebilir (Jameson, 1994: 92). Böylece o, modern karşıtlığıyla sınırlanmaksızın, modernliğin bitimine ilişkin bir beklentiyle "yeni zamanlar" için de önerilerde bulunan düşünsel bir arayıştır.

Modernlik-postmodernlik eksenleri etrafında patlak veren tartışmalar, gerçekliğin biricikliğiyle çokluğu arasındaki bir gerilime işaret eder. Modernliğin tekçi söylemi, süreç içinde Batılı toplumların ilerlemeci dünya görüşünün harekete geçirdiği tasavvur alanlarını oldukça daraltmıştır. Gerçekte postmodern vurgu, önce sanat alanındaki hakim estetik tahayyülü sarsan ve çoklarınca "uçuk" bulunan ekstrem bir açılımla ortaya çıkmıştı. Modern estetiği tartışmaya açan postmodern analiz, giderek düşünce dünyasındaki belli başlı paradigmaları da özünden tartışılır kılan yeni bir entelektüel güzergâh üretmişti. Sanattan edebiyata, felsefeden gündelik yaşam stillerine kadar hemen her alandaki modern(ist) tasavvur ve projeyle hesaplaşan postmodern(ist) söylem, bir hizipçi unsur olmaktan çok her hizbi insanlık durumunun gelişimi için bir avantaj olarak gö(ste)ren yeni bir dünya tasavvuruna yol açmıştır. Artık bundan böyle "ne olsa gider" ve tabii ki "ne söylense yeridir" (Kellner, 1992). Öyle ki şimdilerde sanki kimsenin kimseye söyleyeceği kayda değer bir şey de kalmamış gibidir. Meta anlatılardan ya da ortodoks söylem ve kült(ür)lerden hiçbir şekilde söz edilemez. Başta kutsal olmak üzere, geçmişten bugüne kalan her ne varsa bölünmüş ve parçalanmıştır.

Bu değişimin içerdiği sinerji, her alandaki farklılıkları tek tek yüceltme taleplerini meşrulaştırmıştır. Böylece ne sınıf ve söylemlerin ne de kültür ve değerlerin birini diğerine üstün tutacak bir "öz"den söz edilebilecektir. Görecelik alıp başını gitmiştir. Modernlik bağlamında asla kabul görmeyen diller, inanç ve yaratımlar, estetik tarzlar hatta hazlar bile şimdi daha çok açıktadır ve her biri, yeni bir düzeneğin tamamlayıcı parçası olmuştur. Değişim, her alandadır ve hâkim düzenek paramparça olmuştur. Bu bağlamda yeni bir ahlâktan bile söz edilebilir. Ne var ki bu ahlâkın da herhangi bir etik kodu yoktur (Bauman, 1998: 45). Hatta sahihlik bile tartışılmaya başlanmış, kurtarıcılık iddiaları reddedilmiştir. Lyotard'ın (1997) "postmodern durum" olarak tanımladığı bu süreçte, modernliğin belli başlı kıstasları sorgulanmakla kalmaz, ondaki totaliter unsurlar da bir bir ifşa edilir. Bu bağlamda postmodernlik, modernliğin kazanımlarından, açtığı imkânlardan ve onun gündelik pratikler içinde ortaya çıkan "açık"larından beslenen yer yer bir çözümleme yer yer de bir onarma çabası olarak görülebilir. Ne var ki birbirlerine zıt bir dil ve söylem arayışı içinde ortaya çıksalar da gerçekte postmodernlik de en az modernlik kadar Batılı bir temelden beslenir. Modernliğin bastırıp kısıtladığı düşünceler, örttüğü ya da görünmez kıldığı değerler, inanç ve arzular, postmodern dünya görüşüyle birlikte yuvalarından çıkmış ve bilişsel dünya pazarında kendilerine yer edinmeye başlamıştır.

Böylece postmodernlik, farklı hakikatleri koşulsuz bir şekilde kayda değer ilan ederek, modern bilimin kendini dayandırdığı evrensellik iddiasını mitoslardan bir mitos olarak açıklar, verili bilginin paradigmatik üstünlüğünü tersyüz eder. Hakikatin parçalanması ve yeni hakikatlerin ortaya çıkması, hem modernlik yanlılarını hem de bu kalıpların dışında kendini inşa eden yapıları alaşağı eder.

Postmodernlik, şimdiye kadar hesap dışında kal(akal)mış kültürleri, inanç ve felsefî açılımları gün yüzüne çıkmaya teşvik etmiş, onlarda da bir değer olabileceği beklentisini yüceltmiştir. "Geçmiş", "şimdi"nin bir parçası ve yaratımı olarak görülürken "şimdi" de göreceliğin inhisarına bırakılmıştır. Modernlikte açıklanamayan, zaten yok sayılmıştı; tek bir dünya ve tek bir okumadan söz edilebilirdi ancak. Bu bir yetersizlik, hamlık ve uyumsuzluktan çok görmezlikten gelmeyle açıklanabilirdi. Modernliğin gör(e)mediği her şey postmodernlikte ortalığa saçılmıştı. Modernleşme bağlamında çoklukla göz ardı edilen pek çok unsur, postmodernlikle birlikte fark edilip himaye altına alınmaya başlanmış hatta bütün bunlar "merkez"e taşınarak özellikle fark edilmiştir. Aslında bundan böyle "merkez"den çok "merkezler"den söz etmek daha yerinde olacaktır.

Popülerleştikçe gelen derinlik kaybı

ostmodern teorisyenler, modernliğin miadının dolduğunu söylemeyi ihmal etmezler. Tabiri caizse artık ne mega projelerin ne de makro çözümlemelerin bir anlamı vardır. Görecelik ve sübjektivizm yeni hayatın kalıcı disiplini ve ölçütü olmuştur. Her şey şimdiki zaman kipinde yaşanıp telaffuz edilmektedir. Dolayısıyla, postmodernist çağın kavranması, modernlik tasarımının sorgulanışını ve modernliğe dayanan inancın yitirilmiş olmasını, bir çoğulculuk ruhunun var olduğunu, geleneksel bağnazlıklara karşı kuşkuculuğun arttığını ve nihayet dünyayı evrensel bir bütünlük (totalite) olarak algılayan ve kesin çözümlerle, sorulara tam yanıtlar bekleyen bakış açısının reddini öngörmektedir (Ahmed, 1995: 24). Postmodernlik, dünyayı algılama ve ona biçim verme konusundaki belli başlı arayışlar açısından radikal bir dönüşüme de işaret eder. Yeni durumlar; yeni zamanların bir imgesi, imajı, hatta yegâne rasyonalitesidir. İçinden geçilen süreç, yeni bir kurgulanım alanının zemini olarak açıklanmıştır. Artık modern tez, söylem ve argümanların kifayetsiz kaldığı yeni bir dünya söz konusudur. Modernliğin açıklamakta zorlandığı bu dünya, gerçekte farklı anlam kategorilerinin deşifre edilmesinden ibarettir. Postmodernlik bu dünyaların açıklamasına imkân veren yeni bir tasavvur alanı ve yeni bir dil dünyasıdır. Bu dünya da içerdiği birçok lehçeyle ancak keşfedilebilir.

Ne var ki tartışmalar popülerleştikçe postmodernlik, bir derinlik kaybıyla yüz yüze gelir. Gerçekten de kavramın gündelik dildeki kullanımı oldukça sıradandır; moda bir kavram olarak öne çıkar ve tüketilir; kavramın zenginleştirdiği alanlara pek az vurgu ve gönderme yapılır. Yapısal olarak zaten fantastik ve simülatif olan bir gerçeklik, doğası gereği bu savruklukları da tolere eder. Bu kargaşa, postmodernliğin kavramsal çekiciliğini ve yaratıcılığını daraltır, köreltir ve aşındırır. Böylece onda içkin olan tahayyül ve derinlik hızla göz ardı edilir. Her karmaşık desen, alışılmışı bozan her tasarruf, postmodernlikle ilişkilendirilir. Kavramakta güçlük çekilen şeyler postmodern ilan edilir, ucube görüntülerin gerçek bir karşılığına ulaşabilmek bu aleladelik içinde kolayca yankı bulur. Nihayet geçmişte modernliğe gösterilen ilgi aynı eksen ve duyarlılık içinde postmodernliğe de aktarılmaya başlanır.

Kaynakça: Ahmed, A. (1995). Postmodernizm ve İslâm, Çev. Osman Ç. Deniztekin, İstanbul: Cep. / Bauman, Z. (1998). Postmodern Etik, Çev. A. Türker, İstanbul: Ayrıntı. / Jameson, F. (1994). Postmodernizm ya da Geç Kapitalizmin Kültürel Mantığı, Çev. N. Plümer, İstanbul: YKY. / Kellner, D. (1992). "Toplumsal Teori Olarak Postmodernizm", Çev. M. Küçük, Birikim, Sayı: 40 (Ağustos), ss. 63-78. / Lyotard, J. F. (1990). Postmodern Durum: Postmodernizm, Çev. A. Çiğdem, İstanbul: Ara. / Subaşı, N. (2008). "Bir Darbeye Ad Koymak ya da Postmodern Darbe", Hece, sayı 138-139-140 (Haziran-Temmuz-Ağustos), ss. 55-65.

   
Başlıklar: