Zor(lu) yokuş ya da açılım etapları

Açılım, gündelik hayatta sık kullanılan kavramlar arasında yer almaya başladı. Siyaset lehçemizde de yerini alan kavram, yüklü bir kavramsal şebekenin zarif bir temsili olarak öne çıkıyor. Açılımı besleyen irade, tasavvur ve fikriyat, uygulama adımlarıyla birlikte hatırı sayılır bir gelecek beklentisini artırıyor.

"Açılım"ı başından beri netameli bulan yaklaşımlar eksik değil, ancak bu değerlendirmeler toplumsalın derin taleplerini bastıracak tatminkâr bir gerekçe üretmede pek fazla yetenekli görünmüyor.

Açılım, etrafımızda olup biten her şeye bakmakla yetinmeksizin görmeyi, duymakla yetinmeksizin işitmeyi, el yordamıyla yetinmeksizin bizatihi el atmayı öneriyor. Her seferinde yüksek bir inat ve kararlılıkla mevcut sorunları listeleyip biriktirmek yerine bütün bu herc ü mercin arasında o meş'um taşın altına elini koymayı takdire şayan kılıyor. Genelde toplumsal, özelde dinî, kültürel ve etnik sorunların devâsa cüssesi, çetrefilli hikâyeleriyle, mümkün ve muhtemel riskleriyle günbegün gerçeklik kazanıyor. Problemlerle birlikte yaşamayı öğrenmek, her zamankinden daha çok bunaltmaya başlıyor, acılarla yaşamanın, yaraya tuz basmanın aldatmaktan öte teselli edici bir tarafının kalmadığı anlaşılıyor.

Şans dayatmasI

Açılım, içerdiği bileşenleriyle toplumsalın oldukça derin sayılabilecek tasavvur ve tahayyül zenginliğini harekete geçiriyor. Eskimiş bir güzergâhta açılım, belli başlı yol ve yöntemlere kilitlenmiş bir deneyim halkasından kopmanın zorunluluğuna gönderme yapıyor, bu amaçla yeni bir dil kurmanın, sahiplendiğimiz mevki ve yöneldiğimiz istikameti sık sık gözden geçirmenin, zincirleri kırmanın, düğümleri parçalamanın değerine işaret ediyor. Açılım konsepti, giderek kendini dayatan bir avantaj olarak ortaya çıkıyor. Bu çerçevede açılım, bir "şans dayatması" olarak da kabul görüyor.

Açılım, bilinen bakış açılarını terk etmekle yetinmek yerine yeni perspektiflere açık olmayı gerektiriyor. Yeni bir dil ve anlam dünyasına tahvil etmeksizin sorunları ne anlamak ne de çözümlemek mümkün olabilir. Sorunlarla cebelleşmeyi, onlarla cedelleşmeyi bir hayat tarzı olarak benimseyip bu mirasla bütünleşenler, tercihlerini bir tarz-ı siyaset olmanın ötesinde kurumsallaştıranlar, hatta bütün bunlarla yaşamayı öğrenmek adına herkesi belli bir makuliyet dünyasında muameleye tabi tutanlar pekâlâ olabilir. Ancak artık her hanede, coğrafyamızın her diliminde istiflenmiş duran, birbiri üstüne katlanmış sorunlarla yaşamanın meşruiyeti zayıflamış; yeni bir başlangıcın miladı sayılan açılım konsepti yeni bir imkân retoriği olarak kabul görmeye ve sahiplenilmeye başlanmıştır. Sonuçta Alevî ve Kürt vatandaşların fiilî durumlarını masaya yatırmaya ve belli başlı sorunlarını yeni bir konsept içinde tartışarak açıklığa kavuşturmaya, bu niyet ekseninde çözüme odaklı arayışları siyaset lehçesine dahil etmeye odaklanan açılım süreci genel kamuoyunda kabul görmekte gecikmedi.

Aslında oldukça gecikmiş sayılabilecek bu adımları bir hazırlık etabı olarak değerlendirmek daha doğrudur. Hazırlık safhaları oldukça önemlidir. Şimdiye değin seferber edilen her yöntem denendi ve bütün bunların sonuçta ancak verimsizlikleri üzerinde uzlaşılabilecek adımlar olduğu anlaşıldı. Alevî ve Kürt vatandaşların dünyasında çoğalan sorunlar kritik noktalarda devlet-toplum ilişkilerinin akışını da etkilemekte gecikmedi. Verili devletin işleyişinden beslendiği ölçüde onun bilinen tabiatını dönüştürme potansiyeli de taşıyan sorunlar, gündelik hayatın akışına da müdahale ederek her hanede yakıcı birer gerilimin kaynağı olmakta gecikmedi.

Gecikmiş sorular tam bir yetkinlikle sorulmaya başlanmıştır. Sorma zamanıdır, Alevîleri nasıl anlamak gerekir? Kendi topluluk çıkarları sık sık bastırılan, kimlik ve beyan sorunları içinden çıkılmaz bir gerginliğin parçası haline dönüştürülen Alevîlere yönelik bu bildik kumpas karşısında şimdiye kadar yapılanların çetelesiyle idare edebilir miyiz?

Alevîler kimdir? Ne istiyorlar? Nasıl ve ne şekilde yaşarlar? İlgi ve talepleri doğru bir şekilde anlaşılmış mıdır? Gündelik hayatlarını yetkin bir düzeyde sürdürebilmeleri için nelere gereksinim duyarlar? İnanç ve kimlik etrafında şekillenen hak arayışları hakkında devlet ve toplum, sahici bir emek sarf etmiş midir? Alevîleri devlet katında, diğer her bir vatandaştan farklı olmaksızın itibarlı kılmak adına kim neler yapmıştır? Alevîlere asıl zarar nereden gelmiştir, bu zararların maliyetini kim, nasıl karşılayacaktır?

Kürt açılımı bağlamında da aynı soruları sormak yerinde olacaktır. Kürtlerin, içinde sadece kendilerinin bulunduğunu varsaydıkları sorunları artık müzminleşmiş, çıkarlarını savunma iddiasındaki aktörlerin bilumum stratejileri de toplumun genelinde derin bir kaygı ve infial uyandırmıştır. Kimsenin "Nerede hata yaptık?" sorusuyla kaybedilecek vakti kalmamış gibidir. Ancak anlaşılan o ki; bu soruyu sormadan, bu soruya giden yolları savsaklayarak da çözüme ulaşmak imkânsız gibidir. Kürt sorunu da Alevî sorunu gibi devletle toplum arasındaki gerilim noktalarını tanımlamaksızın aşılamayacaktır.

Alevî ve Kürt bİleşenler

Bu bağlamda yeni doğan her bir Alevî ya da Kürt'ün kaçınılmaz bir şekilde kendini içinde hazır bulduğu kaotik süreçlerle, tüm insanî duyarlılıkları devreye sokarak yüzleşmek gerekmektedir. Yüzleşmeler sonunda fark etmeyi, hesaplaşma ve arınmayı da ge(rek)tirecektir. Bu adımların ortaya çıkaracağı sonuçlar her zaman kolaylıkla kestirilemez. Kabul etmek gerekir ki burada elde edilmesi önceden planlanmış bir sonuca tedbir aritmetiğini devreye sokarak, tam bir sosyal mühendislik marifetiyle erişmek söz konusu değildir. Burada yapılan, doğru ve sahici araçlarla, makul hedeflere sonuçlarına katlanma cesaretine sahip olarak yönelmektir.

Açılım fikriyatı bütün bu hissiyat, tefekkür ve tahayyülü hesaba katmadan gerçekleşemez. O bir imkânlar ve seçenekler bolluğu olsa da sonuçta her şeyden önce karşısına çıkması kuvvetle muhtemel her tür engel (sivil), çeper (siyasî) ve bariyer (militarist) karşısında tam bir teyakkuz halini gerektirmektedir. İhtiyaç duyulan, huzur ve mutluluğa ortaklaşa kilitlenmiş bir duyarlılık halidir. Zaten tarihsel olanın ağırlık ve maliyeti karşısında, insanî-vicdanî olan her şeyi harekete geçirmeksizin sürece müdahale edilmesi imkânsız hale geliyor. Açılımlar, bu konsept içinde yol alıyor. İnsanî-vicdanî olanın harekete geçirdiği imkânlarla yol alınmaya çalışılıyor. Bütün bu adımlar her aşamada sabırlı olmayı gerektiriyor. Derinlikli okumalara, sınırsız empati süreçlerine, biteviye test edilmelere duyulan ihtiyaç sınır tanımıyor.

Bu süreçte bilinen etapların pek çoğunun "sarp yokuşlar"da geçeceği daha şimdiden bellidir. Açılımın önündeki duraksatıcı, caydırıcı ve çeldirici öğeler kadar, bize birer umut havası yaşatan eşikleri, imkân ve sürprizleri de unutmamak gerekir.

   
Başlıklar: